İyi,kötü bir düş ve bir hikaye

“Hayat zar atmaya benzer, zar ihtiyaç duyduğun şekilde düşmezse, rastlantının sunduğunu sanat düzeltmek zorunda kalır.” 

Terentius

Çok komikti,

Hiçbir anlamı olmadığını bilse de gerçekler ulaşılması daha zor olacağı için umutlarını yine gerçek üstü şeylere bağlamıştı. Birkaç kere elindeki kağıda baktı bütün enerjisini kağıda yolladı, belli ki biraz da ağladı ve son kez o tek kelimeye, güzel kelimeye bakıp kağıdı yerine koydu.

Zorluklarla başa çıkamayan veya anlayışsız biri değildi sadece gerçekler çok kalp kırıcı ve anlamsızdı, hayatta bu kadar üzücü şey varken başka bir şey daha üstüne eklemek istemiyordu.

Sabah olduğunda gözünü açamaz durumdaydı. Sanki bütün gece, ona yardım etmesi gereken şeyler ona savaş açmıştı. Hatta hayal meyal birinin ona bağırdığını bile hatırladı. “GERÇEKLEŞMEYECEK.”

İçinde sıkıntıyla kalktı ve sıkıntıyla devam etti günü zarların sahibinin.

Zarları atan, aslında mantıklı düşünen biriydi ama asla bildiklerine uyamazdı. Kalbinden ince bir iplikle bağlıydı zarlarına, bu yüzden başarılıydı bu konuda. Zarları kadere aracılık ederdi.

Ne diyorduk, gerçekleri bilmekteydi zarları atan. Sözlüye kaldırsanız her sorunun cevabını doğru bir şekilde size verebilirdi ama iş uygulamaya geldiğinde ve insani tarafları işin içine karıştığında doğru bir hareket bekleyemezdiniz ondan.

O gün de diğer tüm günler gibi bir şeyler yapılmalı bir şeyler söylenmeli ve bir şeyler düzeltilmeli diye düşünerek kalktı zarların sahibi ve tüm gün bunları kafasında tartarak geçirdi.

Ona dediler ki artık uzun cümleler kurmana gerek kalmayacak çünkü sen, sen olan sen çoktan değişmiş olacaksın. Fakat zarların sahibi aynı fikirde değildi, olan her şeyin en güzelini zaten taşıdığını düşünüyordu çünkü. Öyle olmasaydı neden hala sabahtan akşama kadar bu sorular kafasını meşgul etsindi ki?

Bir şeylerin kafanızı meşgul ettiği zamanlar olmuştur. O zamanlarda hiçbir şey yapamaz hale gelirsiniz, bütün işleriniz aksar. İşte zarların sahibi de böyle bir dönemdeydi. Zarlarını eskisi gibi etkili atamıyor, attığı zarlar bir şeyleri değiştiremiyor, insanları memnun edemiyordu. Bu duruma karşı koymaya çalışıyor, dikkatini başka şeylere vermeye çalışıyordu. Bunda başarılıydı da oysa, fakat düşüdüğünden daha fazlasıydı içindeki şey. Baktığı yaptığı şeylerin hepsinin içindeydi ve taşıyordu oralardan. Kimse görmüyor ve bilmiyordu ama onun bilmesi bile yetiyordu.

Ne üzücü!

Bunların da hepsinin bir zihin oyunu olduğu kesindi. Onlar için zar atmasını isteyen yolcular yollarına devam etmişti çoktan, zarların sahibi hiçbirine ne yaparlarsa yapsınlar ve nereye giderlerse gitsinler içindeki onlar için olan sevgiyi değiştiremeyeceğini söyleyememişti hiç.

Yalan değildi bu ve ancak sesini duyduğunuzda ya da gözlerine baktığınızda görebilirdiniz ne kadar gerçek olduğunu.

Zarların sahibi, önüne en sevdiği iki zarı koydu. Aslında bir sürü ihtimal olmasına karşın, şimdi sadece iki ihtimal vardı. İkisinin de nasıl yapılacağını bilemeyen zar sahibi zamanla da kavgalıydı ve bazen çok hızlı koşuyordu.

Yakalanırsa oyunu bitecekmiş gibi.

Zarların sahibi, zarların gücünü küçümsemez ama onlara kafa tutmaktan da geri durmazdı. Yukarıda da söylemiştik ya zarların aslında bizim yolumuzda sadece ufak aracılar olduğunu, o aracılarla beraber sonunda olacak olan yere geç veya erken eksik ama fazla ulaşacağımızı bilir ama hiç ona göre davranmazdı. Çünkü kendince sebepleri vardı zarların sahibinin. Önüne gelen yolu tıkar, attığı her zarı değiştirirdi. Belki de bir hilebazdı zarların sahibi. Birçok şeye gücü hiç yetmese de değiştirebileceği şeyleri bir hiç uğruna değiştirmekteydi hala.

İşte böyle, işte böyle böyle büyük demek için değil gerçekten onun için önemli olduğu için yapmaktaydı.

Öyleyse şu sorular sorulmalıydı; geleceği gelecek belirsizliklerle kabul mü etmeli yoksa inatçılık mı etmeli hı?

Bir şey diyorsanız da duymadım.

Bazen çok kolaydı, aman be ne olacaktı. Bazen ise hiç o kadar kolay değildi. Çünkü her şey berbattı artık, gerçekleri, hiç hissetmediği canlılığı bir kere görmüştü. Bunların artık geri dönüşü yoktu.

Bir kere eski sessizliğin ne kadar sessiz olduğunu fark etmişti ve duymak şimdi zarların sahibine çok ama çok acı vermektedi.

Zar sahibi bir kez daha aldı eline zarlarını, kapattı avucunu. İyice salladı atmak için zarlarını.Kapattı gözlerini, bir damla yaş süzüldü yanağına. Hissetti bunu.

Sonra düşündü , bazen bu kim deniliyorsa muhtemelen oydu, bazen kendini düşünmüyorsa muhtemelen o düşünüyordu ve bazen hiç mutlu değilse muhtemelen o biraz da olsa mutluydu çünkü hala nefes alabildiğini biliyordu.

Zarları avucunda sallamaya devam ederken, eskiden bu zarları amaçsız attığını hatırladı. Bazı yollar birbirine bağlansın diye değil,tesadüf eseri olurdu her şey. Zarların anlamına uygun bir şekilde. Şimdi ise zarlarını değiştiriyor çünkü o yolları özlüyor. Fakat zarları her değiştirdiğinde daha çok uykusu geliyor ve her uyandığında bir şeyleri unutuyor.

Bir döngü şeklinde gidiyor bu, zarları hatırlamak için atıyor ama sonunda yine unutan o oluyor.

Fakat hisleri değil, onları zaten hiç unutmamıştı. Ağır olan da buydu.

Böyle böyle bunları düşünürken, bu defa vazgeçti zarların sahibi. Usulca açtı avuçlarını ve koydu masaya zarlarını.

Peki ne saçmalamacaydı bu tekerlememe mi yoksa ağaçkakanlı gece düşü mü?

Her şey birbiriyle alakasızdır geri kalan her şey içten bir bilmecedir ve sadece dikkatli bakılırsa çözülür.

Yazı oluşturuldu 19

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer yazılar

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.